26 Ocak 2014 Pazar

teğel

Yazmak bir iç söküştür, içinde asılı duran, kanatan ya da coşturan. 
Yamalanan içi, ters yüz etmek. Yamalarını da göstermek.

24 Ocak 2014 Cuma

iç mihrak... (re)


"Kendi gibi" olmayanları içine almayan toplumun, içine girmeye çalıştıkça kendinin dışında kalırsın. 
... 

23 Ocak 2014 Perşembe

Ben Yakup...




“Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık
Bir pencerenin sokağa doğru içinde”

Bizi sabahlara uyandıran ne..?
Hangi ses..?
Hangi umut..?
Geçip giderken insanlar,
yabancı yüzler, fütursuz ve umarsız yüzler,
arabalar ve otobüsler…
Beklerken fabrika servisini o durakta,
o yaşlı adamın,
o sigarası ağzının kenarında hiç bitmeyecekmiş gibi duran buruşuk elli yaşlı adamın,
henüz gün ağarmamışken,
düşündüğü ne..?
Zaman..?
Düşünsene;
Her an,
Mesela, şimdi, şu an…
Kaybından bahsetmiyorum,
(Öyle de, böyle de ölüyor zaman, tutamadığın.)
“Boşalan bir zamanın yerine ne koyardık, neleri koyardık..? Onu düşün.” diyorum.
Bir metafor kayıyor aklımın ucundan,
ellerin geliyor aklıma.
Ellerini tutamayacaksam diyorum;
ne önemi var yan yana yürüdüğümüz yolların,
okuduğumuz şiirlerin,
dinlediğimiz şarkıların,
Ve kaçamak bakışların arasına sıkıştırılan gülüşlerin.
Hiçbir şey olmamış gibi yapabiliyorsunuz mu?
Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyorsunuz yani..?
Ben hala şaşırıyorum,
mütemadiyen ve münhasıran şaşırıyorum.
Çünkü;
Benim yüreğimde kocaman bir değirmen taşı dönüyor,
Eziyor, un ufak ediyor içimi.
Yarın sabah arka oda yatağımdan, yüzümü cama dönerek uyanacam yine,
ışığa doğru.
Koridoru geçerek mutfağa, buzdolabına…
Soğuk bir bardak su ile başlayacam güne,
 yine her zamanki gibi.

Orta halli yuvarlak bir masanın üzerinde bir bardak çay, iki dilim ekmek.
Pervazdaki çiçeksiz menekşe,
Değirmen taşı olduğu yerde…

“Soğuklar geri geliyor” diyor tv’ deki ses,
Umursamadan, ben yine koridoru geçerek,
gardırobun kapısını açıp, mavi gömleğimi alacam askıdan..
Kimbilir,

seni görürüm belki…